Tarihçe
Başlangıç: Rio, 1992
İklim değişikliğinin uluslararası bir siyaset konusu hâline gelmesi 1980'lerin sonuna rastlar. 1988'de Birleşmiş Milletler Çevre Programı ile Dünya Meteoroloji Örgütü, bilimsel bulguları bir araya getirmek üzere Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ni (IPCC) kurdu. IPCC'nin 1990'daki ilk değerlendirme raporu, insan kaynaklı sera gazı salımlarının iklimi değiştirdiğini uluslararası düzeyde tartışılmaz bir gündem maddesi hâline getirdi.
Sonuç, 1992'de Rio de Janeiro'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda — kamuoyunda bilinen adıyla Rio Zirvesi'nde — geldi. Zirvede üç sözleşme birden ortaya çıktı: iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşme. Bugün "Rio Sözleşmeleri" olarak anılan ve COP31'in gündem başlıklarından biri olan Rio Sinerjisi kavramının kaynağı budur.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 1994'te yürürlüğe girdi. Adındaki "çerçeve" sözcüğü tesadüf değil: sözleşme kimseye sayısal bir azaltım yükümlülüğü getirmiyordu. Amacı, sera gazı yoğunluğunu iklim sistemi için tehlikeli olmayan bir düzeyde durdurmak ve bunu sağlayacak müzakerelerin yürütüleceği kalıcı bir zemin kurmaktı. Taraflar Konferansı işte bu zemindir.
Birinci dönem: bağlayıcılık arayışı (1995–2009)
İlk COP 1995'te Berlin'de toplandı ve daha ilk toplantıda mevcut taahhütlerin yetersiz olduğu tespit edildi. "Berlin Mandası" ile sanayileşmiş ülkelere sayısal yükümlülük getirecek bir metin için müzakere süreci başlatıldı. İki yıl sonra Kyoto Protokolü kabul edildi: iklim tarihinin ilk hukuken bağlayıcı azaltım anlaşması.
Kyoto teoride güçlüydü, pratikte kırılgandı. Yükümlülük yalnızca sanayileşmiş ülkelere getirilmiş, dönemin en büyük salıcılarından biri olan ABD protokolü onaylamamış, hızla büyüyen ekonomiler ise sistemin dışında kalmıştı. Protokolün ancak 2005'te yürürlüğe girebilmesi de bu direncin göstergesidir.
Bu dönemin iki sahnesi COP'un doğasını özetler. 2000'de Lahey'de müzakereler çöktü ve konferans karar alınamadan dağıldı; ertesi yıl Bonn'da kaldığı yerden toplanıp uzlaşı sağlandı. 2009'da ise beklenti zirveye çıktı: Kopenhag, Kyoto'nun yerini alacak kapsamlı ve bağlayıcı bir anlaşmanın adresi olarak görülüyordu. Ortaya çıkan metin bağlayıcı olmadığı gibi, resmen kabul bile edilmedi; taraflarca yalnızca "not edildi".
Kopenhag kırılması ve Paris mimarisi (2010–2015)
Kopenhag'ın asıl sonucu, müzakere yönteminin sorgulanması oldu. On beş yıl boyunca denenen "yukarıdan hedef dayatma" mantığı, evrensel katılım üretmiyordu. Bunun yerine, her ülkenin kendi ulusal koşullarına göre belirlediği hedefi beyan ettiği, bu hedeflerin şeffaf biçimde raporlandığı ve zaman içinde artırıldığı bir mimari önerildi.
Bu yaklaşım Cancún'da kurumsallaştı, Durban'da takvime bağlandı ve 2015'te Paris Anlaşması ile hayata geçti. Paris'in üç temel unsuru şudur:
- Ortak sıcaklık hedefi: küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme kıyasla 2 °C'nin belirgin biçimde altında tutmak, 1,5 °C için çaba göstermek.
- Ulusal Katkı Beyanları (NDC): her taraf kendi hedefini kendisi belirler ve beş yılda bir günceller. Güncellemenin öncekinden geri olmaması beklenir.
- Küresel Durum Değerlendirmesi: beş yılda bir, tüm tarafların toplam çabasının hedefe yetip yetmediği ölçülür.
Paris'in başarısı kapsayıcılığındadır: neredeyse bütün dünya sisteme dahil oldu. Eleştirisi de tam olarak aynı noktadadır: hedefleri ülkeler kendileri belirlediği için, toplamın bilimsel gereklilikle örtüşeceğinin garantisi yoktur.
Üçüncü dönem: uygulama, finansman ve adalet (2015–2026)
Paris'ten sonra tartışmanın ekseni değişti. Artık soru "anlaşalım mı?" değil, "sözü nasıl tutacağız ve bedelini kim ödeyecek?" Bu dönemin belirleyici başlıkları şunlar oldu:
| Başlık | Ne anlama geliyor? | Nerede karara bağlandı? |
|---|---|---|
| Kural kitabı | Hedeflerin nasıl raporlanacağı, ölçüleceği ve denetleneceği | Katowice, 2018 |
| Karbon piyasaları | Ülkeler arası emisyon azaltım transferinin kuralları (Paris Anlaşması 6. madde) | Glasgow, 2021 |
| Kayıp ve zarar | Uyum sağlanamayan, geri döndürülemez iklim hasarlarının tazmini | Varşova 2013, fon Şarm El-Şeyh 2022 |
| Fosil yakıtlar | Kömür, petrol ve gazdan uzaklaşmanın metinde yer alması | Glasgow 2021, Dubai 2023 |
| İklim finansmanı | Gelişmekte olan ülkelere aktarılacak kaynağın miktarı ve kaynağı | Bakü 2024, Belém 2025 |
| Adil geçiş | Dönüşümün işçileri ve toplulukları mağdur etmeden yürütülmesi | Belém, 2025 |
2023'te Dubai'de tamamlanan ilk Küresel Durum Değerlendirmesi, ülkelerin toplam çabasının 1,5 °C hedefi için yetersiz olduğunu resmen tespit etti. Aynı zirvede, otuz yıllık COP tarihinde ilk kez bir sonuç metninde fosil yakıtlardan uzaklaşma ifadesi yer aldı. 2025'te Belém'de kabul edilen "Küresel Mutirão" kararı ise uyum finansmanının artırılmasını ve adil geçiş için yeni bir mekanizmayı içerdi; buna karşılık fosil yakıtlardan çıkış yol haritası, üretici ülkelerin direnci nedeniyle resmî metnin dışında bırakıldı.
COP'lar işe yarıyor mu?
Bu soru her kasım ayında yeniden sorulur ve tek kelimelik bir cevabı yoktur. Dengeli bir değerlendirme için iki tarafı da görmek gerekir.
Lehte: COP süreci olmasaydı, 197 ülkenin iklim politikasını her yıl aynı masada müzakere ettiği bir mekanizma da olmazdı. Paris Anlaşması, Yeşil İklim Fonu, Kayıp ve Zarar Fonu, küresel raporlama standartları ve karbon piyasalarının hukuki çerçevesi bu sürecin ürünüdür. Üstelik süreç, en küçük ada devletine en büyük ekonomiyle aynı salonda ve aynı oydaşma kuralı altında söz hakkı verir; başka hiçbir uluslararası mekanizma bunu sağlamaz.
Aleyhte: Oydaşma kuralı, metinlerin en isteksiz tarafın kabul edebileceği düzeye çekilmesine yol açar. Kararlar çoğu zaman bağlayıcı değildir, yaptırım mekanizması yoktur ve taahhütlerle uygulama arasındaki açık kapanmamaktadır. Fosil yakıt üreticisi ülkelerin ve sektör temsilcilerinin müzakereler üzerindeki etkisi düzenli olarak eleştiri konusu olur.
Otuz yıllık tarih, COP'ların tek başına iklim krizini çözmediğini; ama onlarsız ulusal politikaların da hesap verebileceği ortak bir ölçünün bulunmadığını gösteriyor. COP'ların asıl işlevi belki de karar üretmekten çok, kararsızlığı görünür kılmaktır.
Türkiye bu tarihin neresinde?
Türkiye, Sözleşme'nin 1992'deki kabul metninde hem Ek-I hem Ek-II listelerinde yer aldığı için uzun süre taraf olamadı; kendisiyle aynı listedeki ülkelerden farklı bir kalkınma düzeyinde olmasına rağmen aynı mali yükümlülükler altına giriyordu. Bu durum 2001'de Marakeş'te düzenlenen COP7'de çözüldü: Türkiye'nin özel şartları tanındı, ülke Ek-II'den çıkarıldı ve diğer Ek-I ülkelerinden farklı bir konumla Ek-I'de bırakıldı.
Bu kararın ardından Türkiye 24 Mayıs 2004'te Sözleşme'ye 189. taraf olarak katıldı, 2009'da Kyoto Protokolü'ne taraf oldu. Paris Anlaşması 2016'da imzalandı, ancak onay 7 Ekim 2021'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gerçekleşti; Türkiye 10 Kasım 2021'de anlaşmaya taraf oldu. Aynı dönemde 2053 net sıfır emisyon hedefi açıklandı.
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler çevre diplomasisindeki ev sahipliği deneyimi ise COP31'den önce başlamıştı: 2015'te Ankara'da düzenlenen Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi'nin 12. Taraflar Konferansı'nın (UNCCD COP12) çıktıları, sonraki belgelerde "Ankara Kararları" olarak anılır. COP31 ise Türkiye'nin iklim sözleşmesine ilk ev sahipliği ve bugüne kadar üstlendiği en büyük ölçekli uluslararası organizasyon olacak.
Otuz bir konferansın yıl yıl, şehir şehir dökümü için Geçmiş Zirveler sayfasına bakabilirsiniz.